NAZAN BEKİROĞLU

Safahat’ını “Bir yığın söz ki samîmiyyeti ancak hüneri” mısraıyla özetleyen Mehmet Akif bir ideal adamıdır. Dünyaya baktığı açıyı ve düşüncelerini kabul eden etmeyen hemen herkeste ona karşı derin bir saygının uyanmasına sebep olan şey fikirleri ile yaşantısı arasındaki samimiyet bağıdır. O, Orhan Okay’ın ifadesi ile “bir karakter heykeli” olarak dikilir karşımıza. Karakter ve samimiyet ise her dönemde saygınlığı hak eder. “Sözüm odun gibi olsun hakîkat olsun tek” dizesi bu samimiyetin veciz itirafıdır.

Bu satırları 12 Mart’ta yani “İstiklâl Marşı”nın kabulünün yıldönümünde yazıyorum ve dönüp Akif ’e baktığımda onun hiçbir şeyi olmasa bile “İstiklâl Marşı”nın yazılış serüveni sırasında yaşadıklarının içime insanlara dair iyi ve güzel duygular doldurduğunu görüyorum.

Akif 23 Nisan 1920’de açılan I. Meclis’te Burdur milletvekilidir. Benzeri görülmemiş derecede zor şartlar altında varlık yokluk savaşı, istiklâl mücadelesi verilen o günlere milletçe, birbirini takip eden savaşların, felaketli yılların içinden geçerek gelinmiştir. Mücadeleye katılmak için İstanbul’dan Anadolu’ya yanında oğlu Emin ve içinde bir kat çamaşır olan yüküyle geçen Akif, Ankara’da Tacettin Dergâhı’nda orta büyüklükte bir odada kalmaya başlamıştır. Eşyası bir kilim, köşede paslı bir semaver, bir sedir ve benzeri şeyler olarak hatırlanan bu oda “İstiklâl Marşı”nın da yazıldığı yerdir.

Mehmet Âkif Ersoy (20 Aralık 1873-27 Aralık 1936)

Bir milli marşa duyulan ihtiyacın dile getirilmesi üzerine 1920 yılı sonlarına doğru Maarif Vekâleti, milli marş güftesi için yarışma açmıştı. Birinci gelecek şaire 500 lira ödül verilecekti. Akif bu yarışmaya para ödüllü olduğu için katılmadı. “Ödül için ‘İstiklâl Marşı’ yazılmaz” diyordu. Fakat yarışmaya 724 şiir gelmesine rağmen hiçbiri birinciliğe değer gibi görünmüyordu. Dahası herkes bu şiiri yazabilecek tek kişinin Burdur mebusu Mehmet Akif olduğunu biliyordu. Bunun üzerine o sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi, Akif ’e kısa bir mektup yazarak para ödülü meselesinin bir biçimde halledilebileceğini bildirdi ve ondan yarışmaya katılmasını rica etti. Bunun üzerine Akif yarışmaya katılmayı kabul etti.

Arkadan gelen günlerde Akif, yoğun bir heyecan, taşkın bir ilham ve cezbeli bir ruhla şiirini yazdı. Meclisteki masasında, bazen bir mısraın ateşiyle uykudan uyanıp kâğıt bulamayınca yatağının başucundaki duvarın üzerine, kimi zaman da Tacettin Dergâhı’nın pencerelerinden bahçeye yani el kadar bir vatan toprağına bakarak “İstiklâl Marşı”nın on kıtasını tamamladı. İlhamın ani parlaması halinde, sözleri kalbe göklerden inercesine ve çok kısa bir süre içinde yazılan bu eser 725. şiir olarak yarışmaya dâhil edildi ve 1 Mart 1921’de Millet Meclisi’nde ilk defa okundu.

Hitabetiyle meşhur Maarif Vekili Hamdullah Suphi gür ve güzel sesiyle şiiri baştan sona kadar okumak üzere kürsüye çıktı fakat daha ilk mısradan itibaren alkışlar koptu. Öyle ki çoğu mısralarda devam etmesi mümkün olmuyordu. Herkes gözyaşları arasında alkışlıyor, kimi vekiller yüksek sesle dua ediyor, bu arada Mustafa Kemal de şiiri ayakta dinlediği halde sürekli alkışlıyordu. O gün orada Hamdullah Suphi bu şiiri istek üzerine arka arkaya dört defa okudu. Şiirin milli marş olarak kabulü 12 Mart 1921’de gerçekleşti.

“İstiklâl Marşı” ödülü olan 500 liraya dönersek. Bu meblağ o dönem için ciddi bir paraydı. Meclisin muhasebecisi, tahakkuk kuralları gereği bu paranın kasada kalamayacağını bildirince ödülü kabul etmeme kararlığındaki Akif onu Darülmesai isimli bir hayır derneğine bağışladı. Oysa böylesi bir ödülü reddeden Akif ’in o günlerde sırtında paltosu yoktu. Tacettin Dergâhı’nda kaldığı günlerde, Ankara’nın keskin şubat mart soğuğunda ceketle geziyor, kimi zaman da bir paltoyu, birlikte kaldığı arkadaşı Baytar Şefik Kolaylı ile nöbetleşe kullanıyordu. Akif’in çok soğuk bir günde palto sırası arkadaşında olduğu için dergâhtan çıkamadığı bilinir. “İstiklâl Marşı”nın kabul edildiği gün meclise gelen Akif ’in cebinde iki lirası vardı ve onu da arkadaşı Zonguldak Milletvekili Hayri Bey’den borç almıştı.

*Bu yazı Nazan Bekiroğlu’nun Kelime Defteri isimli kitabından alınmıştır.