AYŞE ADLI

On beş yıl önce bir ocak günü aramızdan ayrılan Annemarie Schimmel, Doğudan Batıya ismini verdiği otobiyografisinde hayatını “One Women Show” tek kişilik bir gösteriye benzetiyor. Oysa kendisinin kaleme aldığı hayat hikâyesi pek de yalnız bir kadın portresi çizmiyor bize. Daha çok küçük yaşlarda başladığı ilim yolculuğu boyunca Annemarie’nin potansiyelini, hevesini ve gayretini besleyecek çok kıymetli insanlar çıkıyor karşısına. Ancak o yolu baştan sona yürüdüğü biri olmuyor elbette yanında. Vefatına kadar annesi, Türkiye’den Pakistan’a, İngiltere’den Amerika’ya uzanan yolculuklarına eşlik ediyor, ancak macerasını elbette yalnız yaşıyor Schimmel.

Ahir ömründe hayatını kaleme almasının hoş bir hikâyesi var: “Aslına bakarsanız otobiyografi yazmaya hiç de niyetim yoktu. Ancak bir keresinde genç bir üniversite öğrencisine harp zamanında nasıl okuduğumu, nasıl haftada on sekiz saat dersler ve seminerlerde hazır bulunmak zorunda olduğumu, burs almayı aklımın ucundan geçiremeyip üstüne üstlük her tatilde nasıl da zorla fabrika işçiliğine memur edildiğimi, öğrenmekle mükellef olduğumuz lisanları talim için yabancı bir ülkeye seyahat etmek falan akla ziyan kabul edilirken, bir de uçakların gece hücumlarına ve bunun gibi bitmek tükenmek bilmeyen zorluklara maruz kaldığımı anlatırken, çocuk allak bullak olup soruverdi: ‘Ama bu durumda diskoteğe gidecek vaktiniz bile olmamıştır!’ İşte bu sualin muvacehesinde mazimden bir şeyleri anlatmanın faydalı olacağını düşündüm.” Muhtemelen bu soruya muhatap olana kadar farkında bile değil Schimmel hayatında genel geçer manada eğlenceye pek de yer olmadığının. Zira anlaşılan o ki, öğrenme tutkusu ve izini sürdüğü meseleler ona başka bir şeyin veremeyeceği büyük zevkler tattırıyor…

1920’lerin henüz pek de modernleşmemiş hayatına doğuyor Schimmel. Orta Almanya’da bulunan bir orta çağ şehrinde okumaya tutkun bir çiftin tek çocuğu. Hayat şimdilerde olduğu gibi hızlı değil. Fakat Annemarie’de bir şeyler var, kendi küçük dünyasının ötesindeki ufuklara açılacağı belli. Nitekim babasının baktığı yıldız falı da bu şüpheleri kuvvetlendiriyor; “Muayyen bir tür şan u şöhret”, “Cemiyette mazhar olunan muhabbet” ve hakikaten de ileride tam isabet edecek olan şu hususiyet: “Mesleğiyle ilgili çokça seyahat.”

Geriye çok sayıda kıymetli eserler bırakan İslam Tasavvuf araştırmacısı Schimmel, çok erken yaşlarda, sevk-i ilahiyle buluyor yolunu. 1929 senesinde, daha 7 yaşındayken ağır bir böbrek iltihabı sebebiyle okula gidemiyor. Öğretmeni ve arkadaşlarının getirdiği hediyeler arasında bir de Şark Masalları kitabı var. Bu kitaptaki masallardan birinde, daha sonra hiçbir yerde rastlamadığı Padmanaba ve Hasan’ın macerası anlatılıyor. Bir Hint ârifi, Şam’da bulunan Müslüman bir gence hikmet-i kebirin sırlarına vâkıf olmayı öğrettikten sonra onu, pek derin bir kuyunun dibindeki harikalar diyarına götürür. Buradaki bir lahitin altındaki kitabede şu söz yazılı durmaktadır: “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” “Bu kelam beni yıldırım gibi çarptı,” diyor Schimmel, “En somut şekliyle olmasa dahi işte o an yolumun bu yol olduğunu bildim. Şark hedefimdi artık.”

Çok erken yaşlarda Arapça, Farsça, Osmanlıca, Türkçe ve İngilizce öğrenir. Arapça hocasından lisan yanında hüsn-ü hat dersleri de alır. Ömrü boyunca izinde yürüyeceği Hazreti Mevlâna ile 18 yaşında tanışır. Mesnevi okumak için müsaade istediği hocası Mesnevi yerine derleme bir eser olan Rumi Divanı’nı tavsiye eder. “Divan elime geçince yıldırım çarpmışa döndüm. […] Fars şiirinin vezni ve akıcılığı bana yabancı olduğu hâlde, metinleri neredeyse ilk okuyuşta yardıma gerek kalmaksızın anlıyordum. Rumi’yi basbayağı anlıyor gibiydim ve o gün bugün ona sadık kaldım.”

İkinci Dünya Savaşı’nda Alman ailelerin yaşadıklarına dair de çarpıcı anılar naklediyor Schimmel. Savaş patlak verdiğinde ailesi dağılmak zorunda kalmıştır. Genç Annemarie, babasını savaşta kaybeder. Kendisi kampa gönderilmiştir ve savaş bitene kadar annesinden haber alması da mümkün olmayacaktır; yine de çalışmayı bırakmaz, bir yandan öğrenmekte diğer yandan bildiklerini öğretmektedir. 19 yaşında doktorasını veren akademi dünyasının bu parlak yıldızı, İkinci Dünya Savaşı nihayete erdikten sonra Almanya’da savunulan ilk doçentlik tezinin de sahibi olacaktır ve henüz 23 yaşındadır.

Annemarie Schimmel Doğudan Batıya kitabında, kendi kışkırtıcı hikâyesiyle birlikte yaşadığı döneme dair de pek çok bilgi aktarıyor. 1930’lar ve 40’lardan itibaren İslami ilimlerle ilgilenen şarkiyatçılar ve çalışma konularının yanında ilk kez 30 yaşında ziyaret ettiği, vefatına kadar bağını hiç koparmadığı Türkiye hakkında da detaylı bilgiler veriyor. 1950’li yılların İstanbul’u, Ankara’sı, Konya’sı ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerine dair anılarda çok sayıda tanınmış isim de dahil oluyor hikâyeye. Türkiye’yi ilk ziyaretinde İstanbul’da Behçet Necatigil karşılıyor Schimmel’i. Ve kitap boyunca onlarca isim zikrediyor; Yaşar Nabi Nayır, Haldun Taner, Yahya Kemal, Mesud Cemil, Bedri Rahmi, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Süheyl Ünver, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülbaki Gölpınarlı, Şevket Süreyya Aydemir…

Boşuna değil “Tek Kişilik Gösteri” tabirine mesafeyle yaklaşmamız. Ortalama bir ömre sığacağından çok daha fazlasıyla ödüllendirilmiş bir hayat Annemarie Schimmel’inki. Örnek alınacak, izinden yürünecek ve rahmetle anılmayı fazlasıyla hak eden bir hayat…