KADİR DEMİRCAN

Homo sapiens. Tyrannosaurus rex. Heteropoda davidbowie, Phryganistria heusii yentuensis ve milyonlarcası…

Her bilimsel isimlendirme eyleminin ardında ilginç bir hikâye yatar. Bu kural günümüzde keşfedilmiş ve isimlendirilmiş yaklaşık iki milyon bitki ve hayvan türü için geçerlidir. Milyonlarcası da keşfedilmeyi ve hikâye uydurulmayı bekliyor.

Harry Potter filmindeki ruh emicilerden rock yıldızından adını alan sakallı kral kertenkelelerine varıncaya dek akşam yemeğinde konuşulacak havadan sudan meseleler vardır: Obama solucanı, Arnold böceği, Angelina örümceği, Hitler vosvosu, Lady Gaga otu, dev kanatlı uçan sürüngen Arthurdactylus conandoylensis…

Aile ve arkadaş ortamında ya da seyahatlerimiz esnasında her zaman ciddi şeyler konuşmayız. İşler, güçler, faturalar, taksitler, borçlar, hastalıklar, anlaşmazlıklar, düğün, nişan, sünnet derken dünyevi meşakkatler insanı boğmaya başlayınca hem zihnimizi hem ruhumuzu dinlendirmek ister, enteresan şeylerden öylesine bahsederiz: Kuşlar, çiçekler, böcekler, ormanlar, meşhurlar, spor, magazin, arabalar, dağlar, diziler, kitaplar… Maksat muhabbet olsun, deriz. Akşam bir belgeselde izlediğimiz hayvanlardan, ilginç bitkilerden ve yeni okuduğumuz bir kitaptan pasajlar paylaşırız eşimize dostumuza; bazen çayımızı yudumlarken bazen uykuya dalmadan önce. Aslında o an yapmak istediğimiz bir tür kaçıştır, dertlerimizden kaçmak isteriz, anlatınca rahatlarız. Anlatmak için de bir konu lazımdır.

Şimdi de öyle yapalım, Hayalen bir seyahate çıkalım. Necip Fazıl’ın ifadesiyle kısa bir müddetçik dertlerinin ısırgan tarlası gibi her an eteklerimize yapıştığı dünyadan kopalım. İşte bir uçağa atladık. Berlin’e indik. İlk durağımız Berlin Tarih Müzesi.

 

Ulusal Tarih Müzesi küratörlerinden Michael Ohl’in Adlandırma Sanatı (The Art of Maning, MIT Press, 2018) isimli kitabıyla sohbetimize başlayalım. Aslında kitap yeni sayılmaz. 2015 yılında Almanca Die Kunst Der Benenngung orijinal ismiyle basılan 300 sayfalık kitap 2018 yılında MIT tarafından İngilizceye tercüme edilmiş.

“İsimlerin Güzelliği” önsözüyle başlayan kitabın tanıtım yazısı şöyle: Tyrannosaurus rex’ten, Heteropoda davidbowie’ye neşeli ve yaratıcı bir eylem olarak bilimsel isimlendirme. Dokuz bölümlük kitap Hitler’le başlıyor, “Etiketleme” başlıklı son sözle bitiyor.

Önce bir soru: Bilim, sanat ve edebiyatı hatta felsefeyi birbirinden ayırt etmek mümkün müdür? Kısa cevap: Bunları birbirinden ayırmak oldukça zordur.

Çoğu zaman bilim ve sanat omuz omuza gider. Leonardo da Vinci’yi nasıl tanımladığımıza bir bakalım: Bilim adamı, sanatçı ve yazar. Bir fizik kitabında fizikçinin kaleminden çıkan şu satıra ne dersiniz? Güneşin iki milyar katı büyüklüğündeki bir karadelik etrafında dönen yıldızları, tıpkı Edgar Allan Poe’nun girdabı gibi dev bir anafor yaratarak içine çekip yutar. Fizik, uzay ve Poe! Kulağa acayip geliyor.

Başka bir soru: Biyoloji, dilbilim ve felsefe gibi disiplinler ne zaman bir araya gelip işinize yarar? Hatta bunların yanına sinema ve edebiyatı da ekleyebiliriz. Kısa cevap: Yeni bir türe isim vermek isterseniz bu disiplinler işinize yarayabilir.

İsim verme ve ad koyma ilk insandan günümüze toplumların hep gündeminde olmuştur. Kuran’a göre Rab, Âdem’e tüm isimleri ve hikmetlerini lügat açıklamalarıyla öğretmiş, Âdem Peygamber de hayvanlara ve bitkilere isimlerini vermiştir.

Yeni keşfedilen bir canlıya isim verme süreci eğlenceli bir isim bulma oyununa dönüşebilir. Tayland’da keşfettiğiniz yeni bir türe isim vermek istediğinizde iyi bir biyoloji bilgisinin yanında dil bilimin incelikleri de işinize yarayacaktır. Felsefi derinlik ve edebi zevkiniz de varsa iki milyon adet türden oluşan “isim kütüphanesine” yeni bir tür ismi armağan edebilirsiniz. Ama keşfedilmeyi bekleyenler bu sayıdan çok daha fazladır.

Sadece hayvanlar âleminde keşfedilmeyi bekleyen beş milyon yeni tür olduğu ve bunları tanımlamak için en az 360 yıllık bir sürenin gerektiği öne sürülüyor.

Bu mesleğin geleceği parlak! Şimdi bu taksonomistler ne işler karıştırıyorlar bir göz atalım. Bin bir zahmetle buldukları canlılara nasıl isim veriyorlarmış bakalım.

Bir geko türü olan Uroplatus phantasticus’tan başlayalım.

Uro, kuyruk ve platus, düz anlamına gelmektedir. Bildiğiniz düz kuyruk. Bakınca bu gekoyu kuru bir yapraktan ayırmak oldukça zordur. Lakabı; Tropikal ormanların gizlenme ustasıdır. Phantasticus ise hayali, düşsel, gerçek dışı demek. Bitkilerin yaprakları arasında “hayalet” gibi dolaştığından olsa gerek bu türe “fantastik yaprak kuyruklu geko” adını uygun görmüşler.

Uroplatus phantasticus’u kuru bir yapraktan ayırmak oldukça zordur

Siz olsanız adını ne koyardınız?

Gördüğünüzü mü hayalinizi mi?

İsim ne olursa olsun bilimsel bir adlandırmanın arkasında şu veya bu şekilde mutlaka anlatmaya değer bir “hikâye” bulunur. Bir bilim insanı çıkıp size rahatlıkla şunu söyleyebilir: “Sevgili karımdan sonra bu böceğe onun ismini vereceğim.” Lolita yazarı Vladimir Nabokov eşi Vera’nın adını onlarca kelebeğe vermemiş miydi? Hayatındaki kadının adıyla yatıp kalktı, hayranı olduğu karısının ismini hayranı olduğu kelebeklere verdi.

Vanessa verae.

Vera (1902-1991) edebiyat eleştirmenlerine bakılırsa Nabokov’un her şeyiydi: İlk okuyucusu, edebiyat ajanı, daktilocusu, arşivcisi, tercümanı, kasası, menajeri, gitaristi, şiir öğretmeni, şoförü, koruması (çantasında tabanca taşıyordu), çocuğunun annesi ve öldükten sonra mirasının koruyucusu. Nabokov tüm eserlerini elli iki yıl evli kaldığı eşine adadı.

Bilimsel bir keşif yapmak hiç kuşkusuz çok önemli. Fakat bir o kadar önemli olan keşfettiğiniz şeye ne isim vereceğinizdir. Kırk yıl gece gündüz çalışmışsınız ve sonunda o güne kadar benzemeyen bir şey bulmuşsunuz. Siz olsanız bu yeni şeyin adını ne koyardınız? Bitki, hayvan veya cansız bir şey olabilir. Örneğin, birlikte 150 yıl öncesine 1869 yılına gidelim. İşte karşımızda Friedrich Miescher adlı İsviçreli araştırmacı, Almanya Tübingen’de laboratuvarına kapanmış irin üzerinde çalışıyor. Bol akyuvar barındıran irinde cıvık cıvık bol fosforlu bir şey buluyor ancak bulduğu şey o güne kadar keşfedilen hiçbir biyolojik maddeye benzemiyor. Siz bu şeyin adını ne koyardınız? Bay Miescher, hücrenin çekirdeğinde (nuclei) bulunan anlamında bu maddeye nuclein dedi. Gördüğü şeyi gördüğü gibi aynen isimlendirdi. 1953 yılında nuclein, deoxyribose nucleic acid (DNA) oldu.

Azkaban Ruh Emicileri Yaban Arısına İsim Babası Oldu

Bilim insanları o kadar özgürler ki akıllarına gelen her şeyi buluşlarına isim olarak verebilirler. Sherlock Holmes hayranları dinozor döneminin dev kanatlı kuşuna yazar Conan Doyle şerefine Arthurdactylus conandoylensis ismini koydu. Başka biri sevdiği çizgi film kahramanının ismini –sonik kirpi- bulduğu bir gene verdi. Michael Ohl ise halkın sesine kulak verelim dedi ve bir anket çalışması yaptı

HALKIN TERCİHİ

Berlin Müzesi taksonomistlerinden Michael Ohl, 2014 yılında bir Harry Potter hayranı olmasının sonucu olarak Tayland Mekong’da keşfettiği yaban arısı türüne dementor (ruh emici) adını taktı. Taksonomi, organizmaları tanımlayan ve isimlendiren bir bilim dalıdır. Taksonomistler, balta girmemiş ormanlarda, Amazon nehrinde, el değmemiş tenha arazilerde bazen Tayland’da bazen Peru And Dağları’nda bazen de Gümüşhane’de saha araştırması yapıp yeni türlerin peşinde koşuyorlar.

Harry Potter karakterinden sonra adı verilen yaban arısı Ampulex dementor, soktuğu hamam böceğini zombiye dönüştürebiliyor!

Michael Ohl Berlin’deki doğal bir tarih müzesine gelen ziyaretçilere yeni bulduğu yaban arısına ne isim verelim diye sorduğunda önlerine dört seçenek sundu: Bicolor, Mon, Plagiator, Dementor.

  • Arıların kırmızı-siyah deseninden dolayı iki renkli anlamında “Bicolor”,
  • Yaban arısının yaşadığı yerdeki yerel etnik grubun adı “Mon”,
  • Karıncaları taklit ettiği ya da “intihal” ettiği için intihalci sahtekâr arı anlamında “Plagiator”
  • Bir kişinin ruhunu tüketebilen, kurbanlarını kişiliği ve duyguları olmayan boş ama işlevsel bir beden olarak bırakabilen büyülü varlıklar anlamında “Dementor, ruh emici”

Ankete katılan müze ziyaretçilerinin oylarının çoğu dementor lehine olmuş. Bu bilimsel çalışma 2014 yılında PLOS ONE dergisinde “Halkın Tercihi Ruh Emici Arı- Biyolojik Çeşitlilik Keşfinde Müze Ziyaretçi Katılımı” başlığıyla yayımlandı.

Oylama Sonucu:

Müzeye gelen 300 kişiye anket dağıtılmış, 272 kişi anketi doldurup müzeye teslim etmiş (%90).

Dementor: 105

Plagiator: 90

Bicolar: 41

Mon: 36

Bu ankete katılsaydınız, hangi şıkkı işaretlerdiniz?

Peki, ampulex ön eki nereden geliyor. Ampulex, 130 türüyle hamamböceği avlayan yaban arısı ailesinin en büyük cinsini temsil ediyor.

Rock hayranı bilim insanı buluşuna sevdiği şarkıcının adını verirse

Direnmenin Sembolü

Bir de kertenkelelerden örnek verelim. Kertenkele zorluklara göğüs germenin ve direncin sembollerindendirler. Kertenkelelerin dinozorları yok eden meteor yağmurlarından kaçmayı başarıp günümüze kadar neslini devam ettirdiğinden bahsedilir. Barbaturex morrisoni son keşfedilen iguana kertenkelelerinden biri. Ünlü rock yıldızı Jim Morrison’un anısına bu isim verilmiş. Barbatus, sakallı; rex, kral demek. Ünlü Doors müzik grubunun vokalisti ve söz yazarı olan Jim Morrison’un lakabı ise Kertenkele Kral (Lizard King). Bir şarkısındaki “ben kertenkele kralım” repliği yüzünden bu lakabı alan Jim (1943-1971) 27 yaşında Paris’te evinin küvetinde ölü bulundu.

Sakallı kral Barbaturex morrisoni ve sakallı rock yıldızı Jim Morrison. “Üniversiteden bu yana bir Doors hayranıydık,” diyor 40 milyon yıl öncesine dayanan çene kemiği fosillerinin tanımını yapan araştırmacılar.

Başka bir rock yıldızından ismini alan diğer bir hayvan da Heteropoda davidbowie. Büyük bir boy ve sarı tüyleri ile ayırt edilen avcı örümcek sadece Malezya’nın bazı bölgelerinde bulunuyor. David Bowie’nin (1947-2016) örümcek dünyasına yaptığı müzikal “katkılarından” dolayı yeni keşfedilen bu örümceğe şarkıcının adı uygun görülmüş. Bowie’nin 1972 tarihli albümünün adı, Ziggy Yıldız tozu ve Marslı örümcekler.

TAKSONOMİNİN ŞAİRİ NABOKOV VE KELEBEKLERİ

Vladimir Nabokov’a ne demeli? Çoğu insan onu Lolita ve Solgun Ateş gibi klasik romanların yazarı olarak tanıyor olabilir. Nabokov (1899-1977), Harvard Zooloji müzesinde bir lepidopterist idi; Kelebek koleksiyoncusu bir müze adam. Kanlı Bolşevik ihtilalinde Amerika’ya kaçan Nabokov’un ilk bilimsel eseri The Entomologist (Böcek Bilimciler) dergisinde yayımlanmıştı.

O romanlar yazıyordu, doğrudur, fakat Nabokov aynı zamanda kelebekler üzerinde kendi kendini iyi yetiştirmiş bir uzmandı. “Yazar dediğin bir şairin hassasiyetine ve bilim adamının hayal gücüne sahip olmalıdır,” diyen Nabokov gerçek bir bilim adamıydı. Bu onun bilinmeyen gizli yönüydü. Lolita’yı yazmasaydı kelebek uzmanı olduğundan kimsenin haberi olmayacaktı. Ancak kelebek aşkı da olmasaydı Lolita’yı yazamayacaktı.

Nabokov Lolita’nın yazılış hikâyesini şöyle anlatıyor: “Her yaz karım Vera ve ben kelebek avına gideriz. Birlikte kelebekleri izleriz. Afton, Wyoming; Portal, Arizona ve Ashland, Oregon. 1949-59 arası eşimle kelebekler uğruna 200 bin kilometre yol yaptık. Akşamları yorgun argın eve dönünce ya da havalar bulutlu olduğunda evde hapis kalınca Lolita’yı yazdım.”

Nabokov araba kullanmayı öğrenmediğinden şoförlüğünü eşi Vera yapıyordu. 1945 yılında ortaya attığı kelebek mavisi hakkındaki hipotezi, ancak 2010 yılında DNA teknolojisi sayesinde anlaşılabildi. Biology Letters dergisinde yayımlanan araştırmada Karner mavisi ve Melissa mavisi genleri ile ilgili bilgiler Nabokov’u doğruluyordu.

Ashland, Oregon’da evin duvarına asılı tabela: Nabokov, Lolita romanını burada tamamladı. 55 yaşında Lolita’yı yazan Vladimir Nabokov, eserlerinde yüzlerce kez kelebeklerden bahsetti. İşte bir tanesi, Lolita romanından:

“Ben, hiç çıplak kolunun sekiz aşıyı taşıdığını söylemiş miydim? Onu umutsuzca sevdiğimi? O sadece on dört yaşındaydı? Aramıza meraklı bir kelebek daldı ve geçti gitti.”

Bu meraklı kelebek şimdi Harvard’ın Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi’ndeki bir kabinde bir tepsiye tutturulmuş vaziyette ziyaretçilere sergileniyor.

GÖLGE EŞ Vladimir Nabokov keşfettiği yeni kelebek türlerinin eliyle çizer ve karısı Vera’ya hediye ederdi: Hatta bir keresinde yakaladığı kelebeği babasına bile hediye etmişti. Rus Devrimi olmuş, babası politik görüşleri yüzünden hapse atılmıştı. 8 yaşındaki Vladimir o gün hediye olarak babasının hücresine bir kelebek getirdi.

Vanessa verae. Nabokov’un kelebek çizimleri. Edebiyat dünyası Nabokov’un karısına yazdığı mektuplarla meşgulken bilim dünyası da onun kelebekleriyle mest olmaktadır.

En sonunda bilim dünyası Nabokov’un kelebek aşkına kayıtsız kalamadı ve Peru’nun And Dağları’ndaki Cusco şehrinde keşfedilen bir kelebek türüne Nabokov’un adını vererek onu onurlandırdı: Nabokovia cuzquenha. Şili’de bulunan bir kelebeğe de Nabokovia faga adı verildi.

En baştaki sorumuza dönecek olursak: Bir isimde ne vardır?

Neler yoktur ki!

Carl von Linné 1758 tarihli Systeme Naturae adlı eserinde bizim arıya “Apis mellifera” dedi: Anlamı, bal taşıyan böcek. Ama bir süre sonra arının bal taşımadığını bal yaptığını fark etti! 1761’de ismi düzeltti: Apis mellifica, bal yapan… Fakat ilginçtir, arının o gün bugün ismi apis mellifera’dır. Bal gibi mellifica pek rağbet görmedi, isim tutmadı. İsimler bazen gerçekte ismin ne olduğunu etkilemez. Shakespeare, Romeo ve Juliet oyununda bu konuya şöyle parmak basar:

Juliet:

Ama benim düşmanım olan senin adın

Kendin de olsa, bir Montague olmasa bile.
Montague nedir? Ne el ne de ayak
Ne kol, ne yüz ne de başka bir parça
Bir adama ait. O, başka bir isim ol!
Bir ismin içinde ne var? Bir gül dediğimiz şey
Başka bir kelime ile tatlı olarak kokuyordu;
Yani Romeo, Romeo’nun aramadığı mıydı?
Borç veren bu mükemmel mükemmellik koru
Bu başlık olmadan. Romeo, senin adın,
Ve bunun bir parçası olmayan bu isim için
Hepsini kendim al.

 

İsimlerin gücü var ancak insanın kendini değiştirmeden değiştirebileceği gömlekler değiller. Bu yüzden uzmanlar anne babalara, çocuğunuza kötü bir isim vermeyin, diyorlar. Öyleki isim, okuldaki ders başarısından uzun yaşamasına kadar insanın birçok şeyini etkiliyor. MIT’in yaptığı bir çalışmada isminde e ve i harfi olan kişiler etraflarına daha cazip, klas ve çekici geliyormuş.

Nabokov gibi taksonomistler için isim vermek sadece bir isim vermekten çok daha öte anlamlar içeriyor.

Onu buldum ve ona bir isim verdim.

Taksonomik Latince; böylece oldum

Vaftiz babası bir böceğe ve ilk

Tanımlayıcısı- ve bundan başka bir şöhret istemiyorum.

Nabokov, 1943

Nabokov, 1967 yılında verdiği bir röportajında hem kelebeklere olan hayranlığını ifade ediyor hem de bu şiirini teyit ediyor: “Edebi ilhamların getirdiği zevk ve ödüller, mikroskop altında yeni bir organ keşfetmenin veyahut İran ya da Peru dağlarında tanımlanmamış bir türü bulmanın getireceği kendinden geçmenin yanında hiç kalır. Rusya’daki devrim olmasaydı, kendimi tamamen kelebek ilmine adar, hiç roman yazmazdım.”

2007’de 300. doğum günü kutlanan modern taksonominin ve Latince ikili adlandırmanın kurucusu Carl von Linné (1707-1778) Berlin Müzesi’nde ziyaretçilere yapılan anketten Lolita romanına bütün bu olup bitenleri görseydi ne derdi acaba?

Aferin çocuklar, bıraktığım yerden devam ediyorsunuz, bayrağa sahip çıktınız, gözüm arkada kalmadı, mı derdi, yoksa ne yaptınız siz, işin suyunu çıkarmışsınız mı?

 

Arnold Schwarzenegger böceği Agra schwarzeneggeri,

 

Obama nungara solucanı,

Beyonce böceği Scaptia beyonceae; sarı popo,

Angelina Jolie örümceği Aptostichus angelinajolieae,

Hitler’in vosvosu böceği Anophthalmus hitleri,

George W. Bush böceği Agathidium bushi,

Yüzüklerin Efendisinden Gollum’un uzun bacaklı örümceği Iandumoema smeagol,

Star Wars balığı Peckoltia greedoi

 

Kaynaklar