YELDA GÜRLEK

Dino Buzzati’nin Yaşlı Ormanı’ndaki gizemi çözmek üzere çeviriye başladığımda beni bekleyenlerden habersizdim. Bir ormanı yaşlı kılan asırlık köknar ağaçlarının arasında gezintiye çıkmanın keyfini sürmek her çevirmene nasip olmaz elbette, diye düşündüm; ormanı saran sır perdesini aralayacak olmanın hazzı ve merakıyla başladım çevirmeye. Sayfalar ilerledikçe karşıma çıkan karakterler ve öyküleri merakımı iyiden iyiye cezbeder oldu. Derken ormanın sıradan bir orman olmadığını, hafiften aralanan sır perdesiyle bambaşka bir aleme çekildiğimi fark ettim. Bir yazarın kusursuz betimlemeleri ve engin hayal gücü sayesinde bu uzun öykü hemen her sayfasında daha gizemli hale geliyordu. Orman, yaşlı ve bir o kadar da alışılmışın dışında, yani gizemli… Onu gizemli kılanın, ne pahasına olursa olsun hiçbir bitkinin öldürülmesine izin vermeyen iyiliksever, muzip, ay ışığında eğlenceler düzenlemeyi, geceler boyu sohbet etmeyi seven ve her şeyin farkında olan asıl sahipleri, orman cinleri olduğunu anladığımda serüven daha yeni başlıyordu. Orman, yaşamın ta kendisiydi; çocuklara kucak açan, oyunlarına katılan, onlarla sohbet eden, yardımlarına koşan asırlık ağaçlarıyla canlı bir orman.

İnsan yaşamında hayal gücünün en etkin olduğu çocukluk evresinde, bir gün ormanın taze toprak ve reçine kokusunu içine çekerek ağaçların arasında koştururken, kuşların şarkılarına eşlik etmenin, rüzgârlarla konuşmanın, ağaçlarla şakalaşmanın ve ormanda yaşayan diğer kanatlı, dört ayaklı, kemirgen ya da sürüngenlerin arasında sonsuz huzur bulan insanlığın masumiyet çağı ne zaman kapanır? İnsan hangi yaşta büyür? Ve bizi büyüten asıl şey nedir? Orman neyin sembolüdür?..

İtalyan edebiyatının ve İtalyancanın babası sayılan büyük ozan Dante Alighieri’nin İlahî Komedya’sı da bir ormanda başlar. Bir komedya, yani ılımlı anlatım türünde okuma yapacağını sanan okur, yazarla birlikte attığı daha ilk adımda kendini karanlık bir ormana sürüklenir. Hayat yolunun tam ortasında kendini karanlık bir ormanda bulduğunu, çünkü doğru yolu kaybettiğini söyler yazar. Sırasıyla üç hayvan, yazarın karşısına çıkarak yolunu keser; adeta geri dönmesini, yaşamına kaldığı yerden devam etmesini istemektedirler. İnsanlığa hükmeden şiddet, hilekârlık ve şehvet gibi günah sayılan bu semboller, güneşin sustuğu, Tanrı’nın lütfundan uzaktaki karanlık ormanın tamamlayıcı unsurlarıdır. Burası günahlar ormanıdır ve bedensel isteklere kapılanlar, Tanrı’nın sesini duyamayacak kadar sağırlaşmıştır burada.

Gerek Dante’nin karanlık ormanı, gerekse Buzzati’nin Yaşlı Ormanı alegorik unsurlarıyla bize yaşamı anlatır. Buzzati’nin Yaşlı Ormanı’ndaki başkahraman Albay Procolo’nun kötülük uğruna kazdığı kuyuya düşerek karanlıkta geçirdiği gecenin sabahında, sık ağaçların arasından bir umutla güneşi görmek için başını kaldırdığında hissettikleri; karanlık ormanda uzaktan, güneşin aydınlattığı tepeyi gördüğünde, artık geri dönemeyeceğini anlayan Dante’nin hissettiği çaresizlik duygusunu anımsatır. Karanlık aynı karanlıktır; ancak birinde yazar istemeden kendini orada buluverirken, diğerinde yazarın başkahramanı cezasını çekmek üzere kaderine teslim olmuştur.

Dante’nin gözle görülecek bir olayı okuruna kulağıyla duyacağı şekilde anlatması, Buzzati’nin ormanında da aynı biçimde rehberimiz olmadan gezinmemize yardımcı olur: Gündüz geçtiğimiz yolları gece geçerken elimizle koymuş gibi bulmamızı sağlar; kısacası bu ormanda insanın yolunu kaybetmesi olanaksızdır. Her adımda aralanan yeni bir sır perdesi, yaşamın bize her gün sunduğu yenilikleri kabul etmek kadar doğal ve sıradan bir hal alır. Ölümsüz varlıkların, rüzgârın, güneşin, bulutların, kuş seslerinin, hışırtıların, nereden geldiği bilinmeyen zamansız çığlıkların ormanında, onun tarih kadar eski geçmişini keşfetmek, bu uzun öyküde, bir anlamda insanın kendi doğasını keşfe çıkması gibidir. Yaşamın kendisi kadar gerçek olan gerçeküstü unsurlarla dolu bu uzun öykü, edebi eserlere sevgiyle bağlanan her okurun ruhunda yaşama dair yeni bir pencere açacaktır. Dileğim o pencerenin hiç kapanmaması.