KENAN KÂŞİF T.

Ülkemizde kitap kültürü alanında özgün eserler ortaya konmadığını biliyoruz. Son yıllarda bu çalışmalarda bir artış gözlense de batının çok gerisinde kaldığımız aşikâr. Üstelik dünyanın en zengin yazma koleksiyonlarına sahip olmamıza rağmen bu sahanın ihmal edilmesi üzücü. “Batıda 19. Yüzyılın sonlarında başlayan ve halen sürmekte olan çalışmalara, bugüne kadar Fuat Sezgin Hoca dışında hiçbir Türk aliminin katkıda bulunmadığı” bilgisini üniversitelerimizin ve akademinin durumunu gözler önüne seren acı bir tespit olarak paylaşmış olalım. (Konuyla ilgili dilimizde de yayınlanmış iki kitabın adını anmadan geçmeyelim. Kâğıda İşlenen Uygarlık, Jonathan M. Bloom, Kitap Yayınevi- Okumanın Tarihi, Alberto Manguel, YKY)

Bu sahada yüzümüzü ağartan çalışmalara imza atan bir isim var ki ne kadar teşekkür etsek az kalır. Ömrünü kitap ve kütüphane sahasına adayan bu isim, kültür ve edebiyat tarihi alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. İsmail E. Erünsal. Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar, Osmanlılarda Kütüphane ve Kütüphanecilik gibi bin bir emekle hazırlanmış

-30 yıllık bir birikimle-  kitapların ardından Erünsal’ın yeni çalışması Orta Çağ İslam Dünyasında Kitap ve Kütüphane adıyla yayınlandı. Erünsal kitabında, Batı dillerindeki ve Arapça kaynaklardaki İslam yazmaları literatürünü derlediği gibi 1000 yazma eseri de inceleyerek bizim için karanlık bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kitabın tarihine zamanda bir yolculuğa çıkaran çalışma üç bölüme ayrılmış. “Orta Çağ İslam Dünyasında Kitap”, “Orta Çağ İslam Dünyasında Kütüphaneler” ve “Orta Çağ İslam Dünyasının Kitap Üreticileri ve Satıcıları” Kitabın sonunda çok geniş bir bibliyografya (kaynak eserlere) yer verilmiş. Kitap el yazması örnekleri ve dizinle tamamlanıyor.

Yazar kitabın önsözünde “Bu mütevazi eseri kaleme almamın en önemli sebebi bu sahadaki boşluğu bir derece doldurmak ve bundan sonra bu konuda yapılacak çalışmalara bir zemin hazırlamaktır” derken kitap kültürü alanındaki çalışmalarla ilgili önemli tespitlerde bulunuyor. “Batı’da bu alanda çalışanların hemen hemen hepsi kütüphanecidir. Bizdeki kütüphaneciler de ellerinin altında olan binlerce yazmayı inceleyerek bu konularda sistematik bilgiler üretebilirler. Acı ama şu bir gerçektir ki dünyada en zengin yazma kütüphanelerine sahip olan ülkemizde, bu konuda rüştünü ispatlamış yazma eser uzmanları yoktur.” Hoca’nın bir önemli tespiti de kitabın fiziki yapısını oluşturan malzemelerle ilgili -papirüs, parşömen, kâğıt, mürekkep gibi- tedavüldeki bilgilerin 70-80 sene öncesine ait olduğu ve güncellenmediği… Prof. Erünsal, kitabın sunuş yazısında Türkiye’deki akademik faaliyetler hakkında çok içten eleştiriler getiriyor. Yıllardır kafa yorduğu dert ettiği meselelere dair bir fotoğraf çekiyor. Kitabın önsözünün bile çok kıymetli bir metin olduğunu belirtip kitabın sayfalarında gezinmeye başlayabiliriz.

İnsanoğlu tarih boyunca farklı fiziki özelliklere sahip nesnelere kitap adını vermiş. Mezopotomya bölgesindeki yaşayan halklar için çivi yazılı tabletler ne ise, Mısırlılar için de rulo haline getirilmiş papirüsler oydu. Hicaz yarımadasında deri ve parşömen üzerine yazılmış ve bir araya getirilmiş sayfalar da kitap olarak adlandırılmaktaydı. Matbaanın icadıyla kitap bugün ki halini aldı. Teknolojinin gelişmesiyle günümüzde elektronik ortamda üretilen eserler de -ekitap- kitap olarak isimlendiriliyor.

Erünsal, kitabında Orta Çağ İslam dünyasında kitaptan söz ederken “sözlü kitap”a dikkat çekiyor. O dönemde bir konuda ezberlenip nakledilen rivâyetlerin kitap olarak (sözlü kitap) adlandırıldığını görüyoruz.  İslam dünyasında ilk ortaya çıkan -mushaf haline getirilen- kitap Kur’an-ı Kerim. Kur’an’ın kitaplaştırılmasında takip edilen yol eğitim sistemini olduğu gibi daha sonra ortaya çıkan eserlerin oluşumunu da etkilemiş. Yazılı notlarla da desteklenen ancak büyük ölçüde sözlü rivayete dayanan bu sistem uzun süre varlığını sürdürmüş. Sözlü kitabın yazılı kitaba dönüşüm sürecindeki evreleriyle ilgili şu alıntı bu işin ne kadar meşakkatli olduğunu ortaya koyuyor: “(Yazılması tasarlanan) kitap müellifi tarafından önce düzenlenen meclislerde katılanlara atlatılmış, daha sonra mecliste müellifin huzurunda, farklılıklar ihtiva eden yazıya geçirilmiş üç şekli müstensih tarafından (meclise devam edenlere) okunmuştur. Bu süreçte ortaya çıkan değişiklikler ve ilaveler müellifin yardımcısına yazdırılmış o da yazdığı son şekli müellife okumuş, böylece eser bu son okunuşundan sonra nihai şekline kavuşmuştur. Müellif (meclise katılanlara) bu son şeklin rivayet için izin vermiştir.”

Erünsal Hoca kitabın ortaya çıkması için gerekli kâğıt, kamış, mürekkep gibi maddi şartların yanı sıra kitabın telif süreçlerindeki temel basamakları da dönemin kaynaklarından alınan birbirinden çarpıcı anekdotlarla anlatıyor. Kitap aynı zamanda, medreselerdeki derslerde ya da camilerdeki halkalarda okutulan eserlerin mukabele, semâ‘, kıraât gibi nihai hallerini alma süreçlerinin yanı sıra imlâ, icâzet, münâvele, vicâde, mükâtebe gibi teknik terimlerle birlikte tenkidli metin neşrinin inceliklerini öğrenmemizi sağlıyor. Kitap üretim süreçlerinin yürütücüsü olan hoca-talebe, müellif-müstemlî, verrâk-müstensih gibi bu dünyanın gizemli figürlerini görünür kılıyor. Kitapların üzerindeki vakıf, temellük, ferağ ve istinsah kayıtları üzerinden kitaplara dair bilinmeyen bir dünyada nasıl yolculuk yapılabileceğinin anahtarlarını sunuyor. İlmin merkezi olmaları hasebiyle kütüphaneler, medreseler ve kitap çarşıları sayesinde yazma kitaplara ev sahipliği yapan Şam, Kahire, Bağdat, Buhara, Semerkant, Kûfe, Bursa ve Mekke gibi İslâm coğrafyasının merkezlerini hatırlatıyor.

Son bir not olarak şunu da ilave edelim: Dönemin yazı aletleri ve malzemelerinin fotoğraflarına da keşke ekler bölümünde yer verilebilseydi. Çünkü, papirüs dendiğinde ya da parşömen dendiğinde günümüz okurunun zihninde bir resim belirmiyor.

Yazmalardaki “kebikeç”in sırrı ne?

Birçok yazma eserde yazmanın korunmasını temin maksadıyla eserin iç kapağında yazılmış “Yâ Hâfız”, “kebikeç”, “yâ kebikeç” ifadeleri yer alır. ‘Kebikeç’in niçin yazıldığı ve ne anlama geldiği üzerine muhtelif rivayetler var. Araştırmalarda kebikeçin zehirli bir bitki olduğu üzerinde durulmuş. Kitapta Erünsal Hoca, İslam dünyasındaki kitap yapımı tekniğinde kullanılan maddeler arasındaki balmumu, nişasta hamuru ve doğal yapıştırıcıların kurtlara, böceklere davetiye çıkardığını belirtip şu yorumu kapıyor “Kebikeç kelimesinin yazıldığı mürekkebin içine bahsettiğimiz zehirli otun özünden da katılmakta ve böcekler bu bitkinin kokusundan dolayı kitaplardan uzak durmaktaydı.”