Sıkı bir edebiyat okurusunuz ve bir romanı çok sevdiniz. Bu roman, Nobel ödüllü Elias Canetti’nin kült eseri Körleşme olsun. Sizi büyüleyen, etkisinden uzun süre çıkamadığınız ve yıllar boyu en sevdiklerinizin başını çeken bu roman hakkında söyleyebileceğiniz cümleler neler olurdu?

Dili, kurgusu, yazarın üslubu, derdi… Başka?

Edebiyat hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğu halde, bir kitabın neden iyi ya da kötü olduğunu anlatırken çoğu zaman zorluk çekeriz. Duygularımızın yön verdiği sübjektif yorumların ötesine geçmek, eleştiri için başlıca önkoşul. Peki, eleştiri yapmayı nasıl öğreneceğiz? Sıradan bir okur olmanın ötesine geçmek ve edebiyat eleştirisi yaparken dişe dokunur şeyler söyleyebilmek için bir okuma haritası…

 

Edebiyat Nasıl Okunur?

Terry Eagleton / İletişim Yayınları

Bir edebi metnin özellikleri nelerdir? Hangi unsurlar bir metni edebi eser olarak okunmaya değer kılar? Karakteri tipten ayıran incelikler nasıl ortaya çıkar ve esere nasıl bir zenginlik katar? Bir kullanma kılavuzu ile bir edebi metni birbirinden ayırt eden noktalar nelerdir? Terry Eagleton Edebiyat Nasıl Okunur‘da bu basit soruları ele alarak, edebiyat eleştirisinin temel çerçevesini çiziyor. Bir metnin açılış cümlesinden, eser içinde yer alan karakterlere, anlatının yapısı ve özelliklerinden eserin nasıl yorumlanacağına ve nihayet bir edebiyat eserini iyi, kötü ya da vasat olarak tasnif etmeye yarayacak ayrımları tek tek inceliyor. Eagleton metnini bir tekerlemeden günümüzün çoksatar eserlerine, Tolstoy’dan Nabokov’a, Hamlet’ten Harry Potter’a geniş bir örnek dökümü yaparak oluşturuyor. İroniyi ihmal etmeyen zengin bir bakışla yazılmış, zevkle okunan bir eleştiri klasiği…

Fantastik – Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım

Tzvetan Todorov / Metis Yayınları

Fantastik, yapısalcı poetikanın en tipik ve en başarılı uygulamalarından biridir. Kitabın çıkış noktası, fantastik olarak nitelenen belli anlatılar değil, bir edebi tür olarak fantastiktir. Edebi tür böylece, anlamı kendi içinde saklı, kendinden ibaret özerk bir kategori olarak değil, diğer komşu türlerden farklılığıyla tanımlanan bir inceleme konusu haline gelir. Yapısalcılığın en temel saptamasıyla uyum içindedir bu yaklaşım: Kültürel bir olgu anlamını ancak farklılıklarla belirlenmiş bir dizi ya da matriks içinde kazanmaktadır. Hoffmannn, Balzac, Poe, Maupassant, Henry James ve Kafka gibi yazarların metinlerini çözümleyerek fantastik anlatı türünün temel özelliklerini ayrıştırırken, okurun yapısalcı eleştirinin olanaklarıyla, verimiyle daha yakından tanışmasına olanak sağlayan bir başyapıt…

Edebiyat Kuramı

Terry Eagleton / Ayrıntı Yayınları

Edebiyat kuramı, nükleer fizik kadar anlaşılmaz bir şey midir? Sadece edebiyat metinlerini içeren ve sadece onlara uygulanabilen bir edebiyat kuramından söz etmek mümkün müdür?
Eagleton, edebiyat çalışmalarının neden nükleer fizikten farklı olduğunu, edebiyatın herkese ulaşabilecek “sıradan” bir dile sahip oluşuyla açıklıyor; işçi, avukat, antropolog, öğrenci yani hemen herkes edebiyatı okuyabilir, anlayabilir ve zevk alabilir. Ama bu, demokratik bir yaklaşımı benimseyen, belirli bir tarihsel dönemde ortaya çıkmış belirli bir edebiyat kuramının tezidir.
Eagleton, Edebiyat Kuramı’nda temel olarak, kendinden menkul edebiyat kuramı diye bir şeyin olmadığını ve olamayacağını; bu kuramın, kimi insanı bilim alanlarından çıkıp onlarla sürekli flört halinde hayatına devam ettiğini söylüyor. Yazar, “Edebiyat Nedir?” gibi temel ama cevaplandırması da bir o kadar zor bir soruyla yola çıkıyor. Bu soru ve çevresinde konumlanan dair sorulara, Marksist ve tarihsel bir yaklaşımla, kimi zaman çok sevimli ve hınzırca denebilecek örneklerle cevaplar arıyor.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde fenomenoloji, yorumbilgisi, alımlama kuramı, yapısalcılık, göstergebilim, postyapısalcılık ve psikanaliz duraklarına uğrayarak, bunları salt tarif etmekle yetinmeyip her biri için politik, tarihsel, eleştirel bağlama oturan çarpıcı tartışmalar yapıyor. Edebiyat kuramı gibi asık suratlı olabilecek bir meseleyi kimi zaman gülümseyerek, hatta bazen yüksek sesle gülerek okuma zevki veren bu kitap sadece edebiyat eleştirmenlerinin ya da öğrencilerinin değil, edebiyatı seven, okuyan herkesin ilgisini hak ediyor.
Genişletilmiş yeni basımında yer alan sonsözdeki samimi Marksist kuram özeleştirisine; feminist ve postyapısalcı kuramlarla ilgili 90’lı yıllarda yapılan en taze tartışmalara; kültürel incelemeler, postmodern kuram, yeni tarihselcilik, postkolonyal kuram gibi yakın tarihli tartışma ve eleştirilere, ayrıca tüm bunlarla ilgili verilen kapsamlı okuma listlerine de özellikle dikkat!

Edebiyat Kuramları ve Eleştiri

Berna Moran / İletişim Yayınları

“İstanbul Üniversitesi, İngiliz Dil ve Edebiyatı kürsüsündeki eleştiri derslerinden derlenmiş olan Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, yalnız bu konuyla ilgili üniversite öğrencilerinin değil, eleştirmenlerimizin de bütün edebiyatçılarımızın da okumaları gereken değerli bir elkitabıdır. Çünkü kitabın konusuna değin bütün kuramlarla eleştiri yöntemleri bir arada derli toplu verildiğinden, bildiğimizi sanıp da bütünüyle bilmediğimiz, hiç bilmediğimiz, az bildiğimiz ya da parça pürçük bildiğimiz edebiyat kuramlarını, eleştiri yöntemlerini yetkin bir sistematikle sunulmuş olarak bu kitapta buluyoruz. Kitap, anlatılan konuları açıklamak için, Türk edebiyatından örnekler verildiği bölümlerde çok daha ilginç olmaktadır.” Aziz Nesin

Edebiyat Yazıları

Theodor W. Adorno / Metis Yayınları

Adorno’dan kültürel göndermelerini ve Türkçede okunabilirliğini gözeterek seçtiğimiz on edebiyat yazısı var kitapta… Kavramlaştırma Adorno’ya göre, farklı şeylerin ve olguların bir kalıba dökülmesi, tikelin genele indirgenmesidir – kuşkusuz eleştirel metinlerin de yaptığı budur sonuçta. Kitap için yazdığı Sunuş’ta Orhan Koçak Adorno’nun buna karşı başvurduğu özgürleştirici stratejiyi şöyle açıklıyor:

“Sanat yapıtınınki gibi özgürleştirici bir ters akıntıdır bu… Genele karşı tikelin haklarını korumak, ‘bir şeyin bir an için bile olsa başka bir şey için değil de sırf kendisi için belirebileceği’ bir düşünsel ufkun açılmasına çalışmak… Ne var ki bu ufuk yine de düşünseldir, kavramlarla tasarlanmaktadır. Adorno, bu uzlaşmaz karşıtlığın bütün gerilimi kaydeder; ama onu donmuş, kımıltısız bir karşıtlık olarak bırakmaz: Bu açıdan tıpkı ustaları Hegel ve Marx gibi, karşıtlığı işletir, işlemeye bırakır. Genelliklerin, genelgeçer yargıların içinde rahat edemez denemeci; ama her zaman tikelden genele ilerleme gereğini de hisseder, çünkü o tikel ‘şey’in de tikellik noktasında bırakıldığında inatçı bir körlükten, hatta bir yalandan başka bir şey olamayacağını sezmektedir.”

Eleştiri ve İdeoloji – Marksist Edebiyat Teorisi Üzerine Bir Çalışma

Terry Eagleton / İletişim Yayınları

Eleştiri ve İdeoloji, modern edebiyat eleştirisi literatürünün yapıtaşlarından sayılıyor. Yazıldığı dönemin yapısalcı argümanlarını ihtiva eden; metni, yazarı, genel edebiyat teorisini ve eleştiri öğelerini aynı bağlam içerisinde birbirleriyle tartıştırarak ele alan Eagleton, yalnızca genelgeçer bir ideoloji tartışması yerine, metin ve edebiyat üzerinden bunun arkeolojisine girişiyor. Marksizm ve edebiyat eleştirisi arasındaki özel ilişkiyi yeniden ele alıyor. Raymond Williams, Lenin, Troçki, Brecht, Adorno, Benjamin, Lukács ve Sartre’ın yapıtlarından ilham alarak, geleneksel denebilecek edebiyat eleştirisinin karşısına, ideoloji konusunda da kapsamlı bir teorik argüman setiyle ve yeni bir tartışmayla çıkıyor.

Şiir Nasıl Okunur?

Terry Eagleton / Ayrıntı Yayınları

Şiir Nasıl Okunur?’da Terry Eagleton edebiyat eleştirisinde neredeyse “ölmeye yüz tutmuş” önemli bir pratiği, şiir eleştirisini masaya yatırıyor. Elbette sınırları geçirimsiz formüller, şablonlar önermiyor. Eleştirinin işlevlerini, mantık ve amaçlarını gözler önüne seriyor. Şiir eleştirisinin içinde bulunduğu krize farklı açılardan bakılıyor kitapta. Şiir eleştirisine yönelik ilgi azalmasında, hatta bu pratiğin “ölümünü” ilan etmekte, Eagleton’a göre, mevcut eğitim sisteminin de (edebiyat eğitiminin) yabana atılmayacak bir payı var. Edebiyat eğitiminden kasıt da, şiiri bildik “biçim” teknikleri üzerinden değerlendiren, sadece ama sadece uyaklara, kafiyelere, seslerin hareketine odaklanan; sözümona biçim incelemesi yapıldıktan sonra da şiirdeki kimi belli temaları ve fikirleri öne çıkaran tutumdur. Eagleton için kabul edilebilir bir mantık ve strateji değildir bu. Edebiyat eleştirisinin olmazsa olmaz bileşenlerinden olan şiir eleştirisinin yeniden toparlanması için öncelikle mevcut stratejilerin eleştirilerek terk edilmesi gerekmektedir. Şiirin daha geniş bir söylem düzleminde kalınarak, tarihle, siyaset ve felsefeyle alakası göz önünde bulundurularak anlamlandırılması manasında şiir eleştirisi, edebi faaliyetin vazgeçilmez bir ayağını oluşturmaktadır ve edebiyat eleştirisi bu ayaktan asla ödün vermemelidir.

Edebiyat Kavramı

Tzvetan Todorov / Sel Yayınları

Edebiyat nedir? Metin türleri nasıl ortaya çıkmıştır? Anlatıcı değişikliği metin çözümlemelerini nasıl etkiler? Polisiye romanların değişmeyen yapısal özellikleri nelerdir? Rimbaud ile Baudelaire şiiri arasında ne tür farklılıklar ve benzerlikler vardır? Edgar Allan Poe öykülerinin temel çekirdeğinin özellikleri nelerdir? Henry James konuşma dilini bir roman konusuna nasıl dönüştürmüştür?

Türk Romanında Postmodernist Açılımlar

Yıldız Ecevit / İletişim Yayınları

“Geçmişinde çok uzun yıllar yalnızca ‘gerçekçi’ olmuş, romantizmi neredeyse hiç yaşamamış Türk romanı, modernist/postmodernist biçimcilik ilk kez ‘romantizm’le tanışmaktadır ve bu bana göre estetik düzlemde gerçekleşen bir devrimdir ve her devrim gibi de heyecan vericidir.”

Yıldız Ecevit, 20. yüzyıl avangardist roman estetiğinin genel bir tasvirini yaptıktan, bu estetiğin üstkurmaca, metinlerarasılık, çoğulculuk gibi temel özelliklerini irdeledikten sonra, postmodern edebiyatın Türkiye’deki yayılımını inceliyor. Modern Türkçe edebiyatın dört önemli metnini, postmodern edebiyat kuramının olanaklarıyla çözümlüyor: Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı… Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sı… Hasan Ali Toptaş’ın Bin Hüzünlü Haz’zı… Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz’i… Belki yazarlarının bile aklından geçirmediği metinlerarası ilişkiler, oyunlar kurgulayarak, eleştirmen-okur inisyatifinin hakkını veriyor. Modern-sonrası Türkçe edebiyatın analizi açısından önemli bir kaynak olan Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, “özgür konumunun büyüsüne kapılmış okur tutumu” açısından da zenginleştirici bir deneyimi yansıtıyor.

Kurmacanın Retoriği

Wayne C. Booth / Metis Yayınları

Edebiyat eleştirisi alanında devrim yaratan ve kısa zamanda klasikleşen Kurmacanın Retoriği’nde Wayne Booth, her şeyden önce bir edebiyat eserinin gücünü ve etkisini nelere borçlu olduğunu ele alıyor. Bir hikâye ya da romanı “iyi” kılan genel kural ve niteliklerden bahsedilebilir mi? Booth bu tür genellemelerin kurmaca gibi ele avuca sığmaz bir yazın türünü kısıtlayacağı ve kısırlaştıracağı görüşünde. Sözgelimi çoğu edebiyat eleştirmeninin metinde yazar müdahalesini ve yönlendirmesini kınadığını belirten Booth, bu “kuralı” açıkça ihlal eden pek çok başarılı esere dikkat çekiyor. Dahası, diyor Booth, bir anlatı yazarın yönlendirmesinden ne kadar azade olabilir ki? Neticede yazarın her seçimi bir nevi yönlendirme değil midir? Ve bu bağlamda, her anlatı bir tür retorik değil midir?

İşin en güzel yanı, Booth kurmacaya ilişkin bu kapsamlı incelemesini soyut kavramlarla değil, Homeros’tan Boccaccio ve Shakespeare’e, Laurence Sterne’den Jane Austen ve Henry James’e, Proust’tan Joyce ve Beckett’a pek çok yazarın eserlerinden örneklerle sunarak okuru keyifli ve ilginç bir edebiyat yolculuğuna çıkarıyor.

Eleştiri ve Hakikat

Roland Barthes / İletişim Yayınları

Barthes’ın 1965’te kaleme aldığı Sur Racine (Racine Üzerine) edebiyat eleştirisi alanında büyük tartışmalara neden olur. Bu kitabıyla Raymond Picard gibi geleneksel kuramcıların hedefine yerleşir; gazeteler, kültür-sanat-edebiyat ekleri Barthes’ı çarmıha geren yazılarla dolup taşar. Barthes’ın bu tartışmaya cevaben 1966 yılında kaleme aldığı Eleştiri ve Hakikat, klasik eleştirel yaklaşım olarak tarif edilen gerçeğe benzerlik ve bu benzerliği sabitleyen nesnellik, beğeni, anlaşılırlık kriterlerinin muhafazakârlığına temelden bir itirazdır. “Simgesel bir eleştirinin özgürlük ve sınırlarının tartışılması gerektiğini” savunan Barthes’ın metni, birçokları tarafından Yeni Eleştiri’nin manifestosu olarak kabul edilmektedir. Eleştiri ve Hakikat, edebiyat yapıtının metin odaklı okumasını öneren ve eleştirinin de ancak bu perspektiften yaratıcı bir üretkenlik ortaya koyabileceğini öne süren Barthes’ın en önemli eserlerinden birisidir.

Roman Kuramı

Georg Lukacs / Metis Yayınları

Roman Kuramı bir edebi tür olarak roman üzerine yapılmış ilk büyük sistematik çalışmadır. Lukacs burada biçimsel ve estetik kategorilerin tarihsel-mantıksal zorunluluğunu, imkanlarını, iç çelişkilerini ve sınırlarını ortaya koyar. Lukacs’ın bu gençlik yapıtı, Walter Benjamin’den Adorno’ya, Paul ve Man’dan Edward Said’e kadar birçok eleştirmen ve edebiyat kuramcısı için de her zaman ana kaynaklardan biri olmuştur. Roman Kuramı, Kant ve Hegel’in felsefeleri ve Schlegel gibi Romantik yazarların düşünceleriyle modern edebiyat kuramları arasındaki en önemli bağlantı halkalarından biridir.

Edebiyat Üzerine Makaleler

Ahmet Hamdi Tanpınar / Dergâh Yayınları

Bir Türk felsefesi yoktur, fakat bir Türk edebiyatı vardır ve bu edebiyat, duygular, hayaller ve semboller vasıtasıyla Türk milletinin hayat karşısında aldığı tavrı, yani Türk’ün insan, kainat, toplum, din hakkındaki görüşlerini canlı bir şekilde ifade eder. Felsefe, doğuda ve batıda efsanelerin, dinlerin ve edebi eserlerin yorumundan doğmuştur. Eğer, bir Türk felsefesi yaratılacaksa, bunun kaynağı, hiç şüphesiz Türk edebiyatı olacaktır. Türkler, edebi eserler vücuda getirmişler ve severek okumuşlardır ama onların derin manaları üzerinde düşünmemişlerdir. Türkiye’de en basit şekli ile edebiyat tenkidi, Tanzimat’tan sonra başlar. Bunların büyük bir kısmı sövme, övme veya basit dil ve tarih yanlışlıklarının tespitinden ibarettir. Edebi eserlerin ilmi olarak incelenmesi Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü ile başlar. Köprülü, Türk edebiyatı ile Türk tarihi arasında bağlantılar kurar, Nurullah Ataç, derine inmeyen izlenimci bir tenkitçidir. Kendisi de bir sanatkar olan Ahmet Hamdi Tanpınar (1901 – 1962) Türk edebiyatına yaratıcı bir gözle bakar. Onun başkalarına üstün olan tarafı, tarih ile beraber sosyoloji, psikoloji ve felsefe kültüre de sahip oluşudur. O, Türk edebiyatını zengin bir kültüre dayanan bir bakışla yorumlar. Bunu ona ait XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile Dr. Zeynep Kerman’ın toplayarak bir araya getirdiği Edebiyat Üzerine Makaleler’de açık olarak görürüz. Bu makaleler Türk edebiyatı üzerinde yeni yorumlar yapmak isteyenlerin mutlaka okumaları gereken kaynaklardır. Bilhassa üniversite öğrencileri ile serbest düşünceli aydınlar, onlarda ciddi olarak tartışabilecekleri pek çok yeni görüşler bulacaklardır.

Kitapla Hayal Etmek

Elaine Scarry / Metis Yayınları

Kitapla Hayal Etmek, edebiyat eleştirisi, felsefe ve bilişsel psikolojinin parlak bir sentezini yaparak daha önce üzerinde pek çalışılmamış bir alan açıyor: Edebiyat eserlerinde tasvir edilen kişileri, sahneleri, ayrıntıları biz okurların zihinlerimizde nasıl olup da canlandırabildiğimizi, kitaplarla nasıl hayal kurabildiğimizi ve örtük talimatlarla oluşturduğumuz bu hayallerin neden çoğu kez gerçek hayatta kendi başımıza kurduğumuz hayallerden çok daha canlı ve kalıcı olabildiğini inceliyor. Şair ve yazarların bazen bilinçli, çoğunlukla da bilinçsiz olarak başvurdukları tekniklerle bize hayal etmeyi nasıl öğrettiklerini gösteriyor. Scarry, bu türden beş teknik belirliyor: Işık Yakma, Seyreltme, Ekleme ve Çıkarma, Germe, Katlama ve Eğme ve nihayet Çiçekli Varsayım. Özellikle Flaubert, Emily Bronte, Thomas Hardy, Tolstoy, Huysmans ve Woolf gibi romancıların ve Homeros, Wordsworth, Whitman, Rilke, Heaney ve Ashbery gibi şairlerin eserlerinden alıntılarla örnekliyor bu teknikleri. Scarry kitap boyunca, sık sık zihninde belli imgeleri canlandırma ve hareket ettirme deneyleri yapmaya da davet ediyor okuru. Böylece kitabın başlarında dalında hareketsiz hayal etmeye davet edildiğimiz ispinozu son bölüme geldiğimizde rahatça uçurabiliyoruz.

Okumak ve Anlamak – Edebiyatta Psikanaliz: Freud, James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rance, Schnitzler

Michel Schneider / Kolektif Kitap

Freud, James, Nabokov, Pessoa, Proust, Rancé, Schnitzler…

Özenle örülmüş edebi metinlerin kurgularını psikanalizle çözerek bizi konuşamadıklarımızla yüzleştiren Michel Schneider, Nabokov’un kelimelerinde dil üzerinden tahakküm kuran totaliter rejimlerin izini sürerken, Freud’a “Ne düşünüyorsun?” diye sorarak düşünürün zihne duyduğu tutkuyu masaya yatırıyor. Yer yer cesur adımlarla “ideal” psikanalizin peşine düşen Schneider, Pessoa’nın yarattığı şair maskelerinin ardındaki içsel mücadeleleri ifşa ediyor. Henry James ve Schnitzler’in eserlerinde saklı arzuları ararken, Proust’un annesiyle kurduğu ilişkinin inkâr ve yadsımaya dayanan köklerini kazıyor.

Okumak ve Anlamak, bir yanda psikanaliz kuramını sorgularken, diğer yanda edebiyatın karanlık dehlizlerindeki insanlık hallerini çözümlemeleriyle aydınlatıyor.

Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım

Jale Parla / İletişim Yayınları

Jale Parla Türk romanında, başkişileri şair ve yazar olan, Künstlerromanları (sanatçı romanları) incelediği bu çalışmasında; başarılı, hem edebi rolüyle hem de entelektüel önderlik vasıflarıyla mükemmel yazarlar ve 19. yüzyıldan başlayarak romanda çok sık rastladığımız anti-kahramanlara tekabül eden başarısız ve yarım yazar kahramanlara bakıyor. İkinci türe ağırlıklı olarak odaklanan ve Ahmet Mithat, Tanpınar, Oğuz Atay, Bilge Karasu, Latife Tekin, Sevim Burak, Hasan Ali Toptaş ve Orhan Pamuk’un romanlarında değişimin değil, topyekûn bir başkalaşımın izini süren çalışma; bir anlamda; marjinal, aciz ve yenik olan bu kahramanların; egemen değerleri ters yüz eden, bu değerleri oluşturan siyasi ve ideolojik yapıları irdeleyip yadsıyan ve aynı anda da estetik alanın sınırlarını zorlayan kahramanlar oldukları tespitinde bulunarak eleştirel alanda yepyeni bir pencere açıyor.

Şeffaf Zihinler – Kurmaca Eserlerde Bilincin Sunumu

Dorrit Cohn / Metis Yayınları

Romanlarda somut olayların, varlıkların anlatımı ve roman kişilerinin aralarındaki konuşmalar bir yana, sıklıkla kahramanların zihinleriyle karşılaşırız. Dorrit Cohn da romanların bu yanına olan ilgisinin, “düşüncelere dalan karakterlerle, kendi kendine konuşma sahneleriyle dolu romanlara olan düşkünlüğünün” sonucunda, edebi söylemin olanaklarını anlamak için giriştiğini söylüyor bu kitabı yazmaya.

Eleştirel Okuma

Emin Özdemir / Bilgi Yayınevi

Hemen çoğumuz, okula başlayışımızdan kısa bir süre sonra, harfleri birbiriyle çatarak anlam çıkarma, başka bir deyişle okuryazarlık becerisini kazanırız. Ancak yaşamın akışı içinde bu beceriyi sürekli kullanma gereğini duymayız. Bu yüzden çoğumuz “okur” değil “okuryazar” sayılırız. Peki, okuryazarlıktan okurluğa nasıl geçebiliriz? İşte elinizdeki kitap böyle bir amaçla, okuryazarlıktan okurluğa giden yolu gösterme amacıyla hazırlanmıştır. Okuyacağımız metinle sağlıklı bir iletişime nasıl gidebiliriz? Okur olarak sorumluluklarımız nelerdir? Okurken neleri, nasıl göz önünde bulunduracağız? Bunlar ve bunlara benzer soruların kılavuzluğunda “eleştirel ve yaratıcı okuma”nın gerektirdiği donanım, Emin Özdemir’in bu kitabında, örneklere bağlı olarak bütün yönleriyle gösterilmiştir.

Edebiyat Dersleri

Vladimir Nabokov / İletişim Yayınları

Edebiyat Dersleri, Nabokov’un Wellesley ve Cornell üniversitelerinde verdiği derslerin notlarından oluşmaktadır. Bu derslerde Nabokov, öğrencileriyle birlikte; Jane Austen’ın Mansfield Park’ını, Charles Dickens’ın Kasvetli Ev’ini, Gustave Flaubert’in Madame Bovary’sini, Robert Louis Stevenson’un Dr. Jekyll ve Bay Hyde’ını, Marcel Proust’un Swan’ların Tarafı’nı, Franz Kafka’nın Dönüşüm’ünü ve James Joyce’un Ulysses’ini okuyor. Bu okumalar sonucunda yalnızca Nabokov’un keskin zekâsının ürünü olan eleştirel metinler ortaya çıkmıyor; aynı zamanda yazar, hem okurlara hem de öğrencilere, bir edebiyat metninin nasıl okunması gerektiği ve bir metinden gerçekten nasıl zevk alınacağı konusunda ipuçları veriyor.

Edebiyat Dersleri, dünya edebiyatının en çok tartışılan başyapıtlarına, yine en çok tartışılan başka bir büyük yazarın yorumlarını ve eleştirilerini göstermekle kalmıyor; aynı zamanda hem nasıl iyi bir eleştirmen hem de nasıl iyi bir okur olunabileceğine dair Nabokov’un uzun yıllar derslerinde anlattığı notları, çizimleri ve haritaları da sunuyor. Öğrenciler için bulunmaz bir kılavuz, meraklıları için kaçırılmayacak bir başyapıt…

Edebiyat Ne İşe Yarar?

Rita Felski / Metis Yayınları

İnsan neden okur? Edebiyat okumanın hoşça vakit geçirmek dışında bir faydası olabilir mi? Üniversitelerde neden edebiyat bölümleri vardır? Edebiyatın güzel ahlak sahibi, entelektüel bakımdan gelişmiş bireyler yetiştirmeye hizmet ettiği söylenebilir mi hâlâ?

Edebiyat Ne İşe Yarar? özgün ve kışkırtıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Okurun kendi okuma uğraşı hakkında, kurumların ise edebiyat eğitiminin gerekçeleri hakkında daha bilinçli olmasına yardımcı olmayı amaçlıyor.

Don Kişot’tan Bugüne Roman

Jale Parla / İletişim Yayınları

Don Kişot’tan Bugüne Roman, çift amaçlı bir çalışmadır. Bir amacı, kitabın başlığının da işaret ettiği gibi, Cervantes’in başyapıtından bugüne romanın geçirdiği aşamaları ve Cervantes’in romana etkisini sergilemekken, diğeri romanı anlatım kuramı içine yerleştirmektir. Don Kişot’tan bu yana Batı Romanı’nın Laurence Sterne, Denis Diderot, Henry Fielding, Emily Bronte, Charles Dickens, Joseph Conrad, James Joyce, Alain Robbe-Grillet, Italo Calvino gibi temsilcileriyle, Türk Romanı’nın Ahmet Mithat, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin ve Orhan Pamuk gibi temsilcilerinin yapıtlarını karşılaştırmalı olarak inceler.

Romantik Yalan ve Romansal Hakikat – Edebi Yapıda Ben ve Öteki

Rene Girard / Metis Yayınları

Girard, beş büyük romancının (Cervantes, Stendhal, Flaubert, Proust ve Dostoyevski) yapıtlarını çözümleyerek, “üçgen arzu” romanı adını verdiği belli bir roman türünü tanımlamaya girişiyor. Romantik yanılsamanın en keskin eleştirilerinden birini içeren bu çalışma, edebiyatın kapsamının dışına çıkarak çağdaş yaşamın psikolojisini, moda, reklamcılık ve propaganda gibi olguları da inceliyor ve şu temel soruya yanıt arıyor: İnsanlar kendilerini nasıl aldatırlar ve ne zaman artık aldatamaz hale gelirler?