Ya yaşıtlarından çok daha olgun bir kişilik yapısına sahip ya da bizler gençleri biraz hafife alıyoruz. Bahsettiğimiz kişi Eilís Barrett. 16 yaşındayken yazdığı ilk kitabı, New York Times’ın “çok satanlar” listesine giren Barrett… Ona göre her iki ihtimal de doğru. Yani, evet yaşıtlarından daha olgun ama konuşma imkânı verilse gençler fena işler çıkarmıyor. Barrett ile Timaş Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Oasis’i konuştuk.

ZEYNEP KILIÇ

İrlanda’da yaşayan 17 yaşındaki Eilís Barrett’ı yaşıtlarından farklı kılan özellikleri çok. Fakat en belirgin farklılık, Barrett’ın 16 yaşındayken yazdığı bir kitabın iyiden iyiye “çok satanlar” listesine girmiş olması. Oasis, Barrett’ın geçen sene piyasaya çıkan distopya türündeki kitabı. Ve genç yazar şu sıralar da Oasis’in devam kitabını yazmakla meşgul. Oasis, yüzyıllar önce başlayan bir virüs salgını sonunda dünya üzerinde hayatta kalan son insanların yaşadığı, ayakta kalan tek şehir. Kendi içinde huzurlu ve güvenli bir yer. Ancak Oasis kurulduktan 100 yıl sonra bilim adamlarının virüsü tetikleyen bir gen keşfetmeleri ile hiçbir şey eskisi gibi olmamaya başlıyor. Yurttaşlar geni taşımayanlar ve taşıyanlar olarak ayrılıyor. Tabii ki şehirler de… Duvarlar Oasis’i Selyan, İç Mıntıka ve Dış Mıntıka olarak üçe ayırıyor. Ve kitap, geni taşıdığı tespit edilen Quincy’nin Dış Mıntıka’da çok kötü şartlarda geçen hayatı ve buradan kurtulmak için giriştiği mücadeleyi konu ediniyor. Demiştik… Barret’ı yaşıtlarından ayıran tek özelliği çok erken yaşta iyi bir yazar olması değil. Barrett İrlanda’nın küçük bir yerleşim yerindeki aile çiftliğinde annesi ve iki erkek kardeşi ile yaşıyor. Annesinin tercihi ile iki erkek kardeşi gibi kendisi de hiç okula gitmemiş. Annesi ona ve kardeşlerine evde öğretim programı uygulamış. Büyükbabası ve amcaları da çiftliğe çok yakın bir yerde yaşıyorlarmış. Barrett, ortamı, “Bana sürekli hikâyeler anlatan insanların olduğu bir ortamda büyüdüm, evimiz de kitap doluydu,” diyerek anlatıyor. Dolayısıyla çok küçük yaşlardan itibaren okumakla ve daha sonra da yazmakla devam eden bir hayatı olmuş. Kitap yazmaya karar verdiği an diğer insanların nasıl bir yol izlediğini araştırmaya başlamış ve kesinlikle online mecralarda klasik yolları denemek istemiş. Annesinin halkla ilişkiler uzmanı olan bir arkadaşını kitabı okumasıyla Gill Books Yayınevi’ne göndermesi bir olmuş. İlk buluşmadan bir yıl sonra Yayınevi Barrett ile iki kitaplık bir sözleşme imzalamış. Üstelik yayınevi o sıralar bilim-kurgu türünde kitaplar basmıyormuş. Sonrası, güzel gelişmeler, tatlı telaşlar… Timaş Yayınları da Barrett’ın dünyada epeyce ilgi gören kitabını geçtiğimiz nisan ayında Türkçe olarak yayımladı. Bu vesileyle genç yazarla kitabına ve aslında çok sade ama aynı zamanda sıra dışı olan hayatına dair bir söyleşi yaptık.

 Yazar olmaya çok erken yaşta karar vermişsin. Sana, yazar olmak konusunda ilham veren şey neydi? Yazma konusunda özel bir yeteneğin olduğunu mu keşfettin yoksa bir şeyler anlatmak noktasında önüne geçemediğin bir isteğin mi vardı?

Hikâye anlatmayı hep çok severdim, Yazmayı ve kitapları da… Yani doğal bir şekilde gerçekleşti. Ben, bana etrafımda hikâyeler anlatan kişileri dinleyerek büyüdüm ve evimiz hep kitap doluydu. Kendi hikâyelerimi yazmaya başlamam çok zaman almadı ve bir kez başlayınca duramadım. 

Oasis’i yazarının kim olduğunu bilmeden okusaydım, orta yaşlı biri tarafından yazıldığını düşünebilirdim. Bu yaş için gerçekten şaşırtıcı bir kitap. Sen de kendini olduğundan daha olgun hissediyor musun? Ya da günümüz dünyasında gençlere yönelik önyargılarımız mı var?

Her ikisi de diyebilir miyim? Tanıdığım, benimle yaşıt insanların çoğundan daha olgun hissediyorum kendimi ama herkesin farklı şekilde olgunlaştığını da düşünüyorum, ki bunda bir sorun yok. Bununla beraber, evet günümüz dünyasında gençlere karşı birçok önyargı olduğunu düşünüyorum. Çoğu zaman konuşma imkânı verildiğinde; gençler, insanların beklediğinden çok daha fazla olgun davranabiliyorlar.

Genç yazarlara, özellikle de Wattpad kanalıyla meşhur olanlara baktığımızda kitapların çoğunun aşk, ilişkiler, ergenlik problemleri gibi konular hakkında olduğunu görüyoruz. Fakat sen distopya yazmayı seçmişsin. Bunun özel bir sebebi var mı? Distopya yazmaya devam edecek misin yoksa başka türleri de denemek istiyor musun?

Distopya ve kurgu kitaplar, beni her zaman kendisine çekmiştir. Okumakla ilgili en çok sevdiğim şey şu mesela: Bir kitaba gömüldüğümde sayfada anlatılan şeyin gerçek hayat olduğu hissine kapılırım. Distopya ve kurgu kitaplarının böyle karışık bir dünya inşa etme durumu var. Ki böylece, insanları bu tür kitaplara çekmek çok daha kolay. Ancak tabii ki ben sadece distopya ile sınırlı kalmak istemiyorum. Daha önce çalıştığım ya da halihazırda çalışıyor olduğum diğer projeler çağdaş edebiyattan ileri fantastik türlere kadar değişiyor.

Wattpad hakkında ne düşünüyorsun? Wattpad sayesinde çok sayıda ergen ve genç, popüler yazarlar haline geldi. Sana gelince, sen tercihini eski yazarlar gibi geleneksel yollardan gitmekten yana kullandın. Bu, bilinçli bir tercih miydi?

Kesinlikle bilinçli bir tercihti. Uzun yıllar bu konuyu araştırdım ve klasik yollardan gitmek istediğimi anladım. Kitaplarımın günün birinde kitapçılarda olmasını istiyordum. Ve bir şey bir kere ücretsiz ve online bir şekilde yayınlanırsa onu geleneksel olarak basmanın çok zor olacağını biliyordum. Bu konuda araştırma yaptığım için biliyordum, bu yüzden bilinçli bir şekilde Wattpad’den kaçındım. Wattpad okurlardan “geri bildirim” almak için iyi bir yol olabilir ama hikâyenizin geleneksel yollardan basılmasını istiyorsanız, çalışmanızın online yayımlamasına karşı olan eleştirel partnerlerle çalışmak en iyisi olur.

Yaşıtların gibi klasik bir okula gitmedin ve annen tarafından evde eğitim gördün. İlk olarak, annenin bu kararından dolayı mutlu musun? Ve bu tür bir eğitimin senin çok erken yaşta başlayan yazarlık serüveninde bir etkisi olduğunu düşünüyor musun?

Annemin beni ve iki erkek kardeşimi evde eğitme tercihinden çok memnunum. Ve kesinlikle eminim bu kararı almasaydı şu anda olduğum noktada olmazdım. Tüm yaşamımız boyunca bizlere kendi ilgi alanlarımızın peşinden gitme ve bu ilgi alanlarımızda gerçek anlamda derinleşme özgürlüğü verildi. Bu yüzden aç gözlü bir şekilde okuma imkânı buldum ve yazma tutkumu keşfettim. Yazar olmak istediğime karar verdiğim anda, evde okul imkânı bana kendimi bu işe adamam noktasında ihtiyacım olan alanı ve imkânı sağladı. Normal okula gitseydim kitap yazmak için vaktim olmazdı.

Bu kadar erken yaşta başarıyı yakalaman müthiş bir şey olmalı. Peki, erken yaşta belli bir üne kavuşmanın olumsuz tarafları var mı sence? Başarılı olmaktan korktuğun anlar oldu mu?

Yazar olmak, 12 yaşından beri hayalim. Bu kadar erken yaşta olacağını hiç düşünmemiştim ve bana bu fırsat verildiği için kendimi çok şanslı hissediyorum. Olumsuz tarafına gelince, başarı noktasında açık bir şekilde baskı oluyor tabi. Ben doğuştan mükemmeliyetçiyim ama inanların yazdıklarımı okuyacağını bilmek işi zorlaştırıyor hatta bazen kilitlenip hiçbir şey yazamama noktasına geliyorum. Ama hatırlamam gereken şey şu ki ben öncelikle kendim için ikinci olarak insanlar için yazıyorum. Bunu hatırladığımda devam etmek çok daha kolay oluyor.

16 yaşında biri tarafından yazılmış olmasının dışında Oasis’i diğer distopya ve genç-yetişkin kitaplarından farklı kılan şey ne?

Oasis’i yazarken kalkıştığım şey, yazmakta olduğum dünyayı gerçekten hisseden bir karakteri oluşturmaktı. Quincy sert ve bıkkın biri. Korkunç şeyler yaşıyor ve sonunda oldukça soğuk bir insan oluyor. Kolayca güvenmiyor ve kendisini diğer herkesten üstte görüyor. Benim kurduğum dünya, “ölüm-kalım” dünyası ve Quincy bunu yansıtıyor. Genç-yetişkin kitaplarında çok sık, liderler, özellikle kadın olanlar, çok mükemmel karakterler. Ben fazlasıyla “mükemmel olmayan” bir kız hakkında kitap yazmak istedim. Ve bu kızın ziyadesiyle kusurlu olduğunda da güçlü, iyi ve kuvvetli olabildiğini göstermek istedim.

Goethe şöyle demiş: “İstemese dahi, her yazar kitaplarında bir şekilde kendisini anlatır.” Kitabını ve karakterlerini göz önünde bulundurduğunda Goethe’ye katılıyor musun? Quincy’nin yaşadığı dünya senin yetiştiğin yerden oldukça farklı olsa da Quincy ile kendin arasında benzerlik buluyor musun?

Bazı karakterlerimle benim aramda kesinlikle benzerlikler var. Karakterler çocuklarınız gibidir. Tamamıyla farklı insanlardır ama elinizde olmadan sizin bazı özelliklerinizi almışlardır. Ben ondaki “hem dirençli olup hem de umutsuz olma” halini kendimde görüyorum. Daha iyi bir hayat istiyor ve onun için savaşmak istiyor ama bu, onu insan olduğu ve bazı zamanlarda çaresiz hissettiği gerçeğinden alıkoymuyor.

Konu distopya olunca akla ilk olarak George Orwell’ın 1984 romanı geliyor. 1984 senin de başucu romanlarından biri mi? Ve bir şekilde sana ilham verdiğini ve seni etkilediğini düşünüyor musun?

1984’ü okudum ve sevdim ama romanı Oasis’i yazdıktan sonra okudum. Bu yüzden doğrudan bir etkisi yok. Bununla beraber, 1984, bana ilham veren, beni etkileyen yazarları oldukça etkilemiş bir roman. Yani dolaylı yoldan bir ölçüde etkilemiştir diyebilirsiniz.

Senin favori yazarların kimler?

Victoria Schwab, Laini Taylor ve Maggie Steifvater. Bu yazarların biraz büyülü bir üslupları var ve onların kitapları beni her zaman öyle derinlere çekiyor ki okuduklarımın gerçek olmadığını unutuyorum. Bunlar benim favori kitaplarım ve yazmak istediğim türde kitaplar aynı zamanda.

Henüz okumayanları da hesaba katarak Oasis’ten biraz bahseder misin?

Oasis, ölümcül bir virüsün bütün insanlığı yok etmesinden 100 yıl sonra kuruluyor. Hayatta kalan son kişiler kendilerini korumak için duvarlarla çevrilmiş bir şehir kuruyorlar ve bu şehir, gezegendeki son güvenli yer olan Oasis olarak biliniyor. Ancak yıllar sonra virüsü yeniden etkili hale getirme kabiliyeti olan bir gen keşfediliyor ve bu durum nüfusu ikiye ayırıyor: Safkanlar ve Durağanlar. Yani ölümcül gene sahip olanlar ve olmayanlar. Quincy Emerson bir durağan ve virüsün her an aktive olabileceği bilgisiyle yaşıyor. Ancak bir gün Oasis’in dışında bulunan bir direnişçi grupla iletişim kuruyor ve hayatı altüst oluyor.

Oasis sinemaya uyarlanmaya çok müsait bir roman. Bunun hakkında ne düşünüyorsun? Kendi hikâyeni beyaz perdede görmek ister miydin?

Bunu söylemek benim için zor. Açıkçası, kitabımı tamamen yeni bir formatta görmeyi isterim ama iyi bir film yapmak için çok fazla emek lazım ki bu beni tereddütte bırakıyor. Bununla beraber eğer birçok şey iyi gider ve iyi bir ekip çalışması yapabilirsek inanılmaz bir şey olabilir.

Şu anda Oasis’in devam kitabını yazıyorsun. Devam kitap yazmanın zorlukları neler?

Devam kitabı yazmak, benim yazar olarak karşılaştığım en büyük zorluk. En baştan başlamak yerine karakterlerine ve oluşturduğun dünyaya geri dönmek gibi iyi yanları var ama kesinlikle zor tarafları da var. Hikâyeyi taze tutmalı ama bir yandan da ona sadık kalmalısın. Okuyucuların beklentilerinin yol açtığı baskı, hikâyenin gittikçe karmaşık bir hal alması, bunların hepsi devam kitap yazmayı ilk kitap yazmaktan daha zor yapan şeyler. Bununla beraber, zorlukları seviyorum ve bence bu, beni süreçte çok daha iyi bir yazar yaptı.

“Işık olmadan tutsaklar olmaz.” Bu kitapta sıkça vurgulanan bir slogan. Bu cümleyle okuyuculara ne anlatmak istedin?

Bu söz şifreli bir mesaj. Oasis’i çevreleyen çitlerdeki elektrik, yurttaşları içeride kilitli tutuyor. O olmazsa kaçabilirler. Aynı zamanda bazen Işıklar Şehri diyerek Selyan şehrine atıfta bulunuyor. Güzel parlak bir şey ve Durağanları ışığın etrafındaki pervanelere çeviriyor. Durağan’lar ışığı yok etmeli ve özgür olmak için elektriği Selyan şehrinden almalılar. Quincy’nin kaçışına yardım eden direniş örgütü Genesis, insanlara çitlerin yakında elektriksiz kalacağını söylemeye çalışıyor ama bilerek ya da bilmeyerek dikkatlerini çok daha büyük bir fikre çekiyor: “Gerçekten özgür olmak için tek yol elektriği Oasis’ten almak.”

Üniversiteye gitmeyi düşünüyor musun? Gidecek olsaydın hangi bölümü tercih ederdin?

Hayır, üniversiteye gitmeyi düşünmüyorum. Bitirilmeyi bekleyen birçok işim var şu anda ve yakın gelecekteki kariyerime odaklanmayı planlıyorum. Benim için gerekli bir hale gelirse belli bir noktada üniversite fikrine açığım fakat şu anda ilgilendiğim bir şey değil. Gidecek olsaydım İngiliz dili edebiyatı ya da dil bilim gibi bir bölüm okumak isterdim. Bunlar oldukça fazla ilgilendiğim alanlar.

Hiç Türk yazar okudun mu?

Hiçbir Türk yazar okumadım. Hatta Anna Karenina gibi birkaç klasik dışında hiç çeviri bir kitap okuduğumdan da emin değilim. Gelecekte kesinlikle yapmak istediğim bir şey bu. Bir yazar olarak farklı ülkelerden kitaplar okumanın benim için çok ilginç olacağını düşünüyorum.

Okuyucu kitleni kimler oluşturuyor?

Benim asıl kitlem ergenler ve genç erişkinler. Onlar için yazıyorum ve yazarken onları düşünüyorum. Bu arada diğer bütün genç-erişkin kitapları gibi benim kitaplarım da nerdeyse her yaş grubu tarafından okunuyor. Daha ergen bile olmayan okuyucularım da var, 80’lerinde olan okuyucularım da! Kitabımın bu kadar çok insana ulaşması inanılmaz ve kitabımı okumak için zaman ayıran herkese minnettarım.