Yeni bir kitaba nasıl başlarsınız?

Bir kitaba başlamak çok nahoştur. Karakter ve açmazı konusunda tamamen kararsızımdır ve açmazda olan bir karakter başlamam gereken noktadır. Konunuzu bilmemenizden daha kötü olan şey onu nasıl işleyeceğinizi bilmemenizdir, çünkü sonuçta her şey buna bağlıdır. Daktiloyla başlangıçlar yazarım ama berbat olurlar, bir önceki kitabımdan ayrılmasını istediğim gibi değil de onun bilinçsiz bir parodisi gibidirler. Bir kitabın merkezine doğru akan bir şeye, her şeyi içine çeken bir mıknatısa ihtiyacım vardır –yeni bir şey yazarken ilk aylarda aradığım şey işte budur. Canlı kanlı bir paragraf yazabilmek için öncesinde yüzlerce sayfa yazıp durmam gerekir. “Tamam,” derim kendime, “Bu senin başlangıcın, oradan başla; işte kitabın ilk paragrafı bu.” İlk altı aylık çalışmayı gözden geçiririm ve içinde canlılık olan bir paragrafı, bir cümleyi, bazen sadece bir ifadeyi kırmızıyla işaretlerim, sonra da onların hepsini daktiloyla bir sayfaya doldururum. Genelde bir sayfayı geçmez ama şanslıysam birinci sayfanın başlangıcı bu olur. Kitabın tonunu oluşturmak için canlılık ararım. Ürkütücü başlangıçtan sonra aylar sürecek olan serbest yazış oyunu gelir, oyundan sonra da krizler başlar ve eldeki malzemeye düşman olup kitaptan nefret edersiniz.

Başlamadan önce kafanızda bir kitabın ne kadarı vardır?

Asıl önemli olan kısmı hiç yoktur bile. Problemlerin çözümlerinden bahsetmiyorum, problemlerin kendisini kastediyorum. Başlarken size karşı koyacak şeyleri bulmaya çalışırsınız. Belayı ararsınız. Başlangıçta belirsizliğin artması bazen yazmanın zorluğundan değil, yeteri kadar zor olmadığından kaynaklanır. Akıcılık, hiçbir şeyin meydana gelmediğine delalet edebilir; aslında akıcılık durmam için bir işarettir, öte yandan cümleden cümleye geçerken bir karanlık içinde olmak devam etmem için beni ikna eden şeydir.

Bir başlangıcınızın olması gerekir mi? Bir son ile başladığınız oldu mu hiç?

Tüm bildiğim zaten sonla başlamak. Birinci sayfam bir yıl sonra eğer hâlâ yaşıyorsa iki yüzüncü sayfam oluverebilir.

[NOT: Philip Roth ile yapılan The Paris Review söyleşisinin tamamı Yazarın Odası 2‘de yer almaktadır.]